Menü


İstatistikler

 Toplam Hit: 16047108
 Toplam Kategori: 27
 Toplam Blog: 1495
 Toplam Yorum: 1131

Blog

Okunma: 5661
Çevre sorunlarına etik yaklaşım

İnternetten para kazan ( ptc ) neobux Sitene kod ekle ( gezilecek yerler )

Etik, genel anlamıyla; insanın dünyadaki var oluş amacına odaklanarak, insan doğası için iyi olanla, kötü olanın neler olduğunu belirginleştiren; insanın gerek kişisel, gerekse toplumsal yaşamında karşılaştığı sorunların bütün yönleri ile enine boyuna ele alıp, çözüm önerileri getiren; temelleri ile yasaları başta olmak üzere, değere konu bütün bir yaşam alanını her yönüyle inceleyen; her durumda var oluşla ilgili doğru ilke ve bilgilere ulaşarak yeni ahlak anlayışları önermek amacı ile yürütülen ussal ve eleştirel sorgulama biçimidir.
ETıK� ya da �AHLAK� arasındaki ayrımı, şu şekilde açıklamak mümkündür. Her insanın kendine özgü bir ahlak anlayışı davranışlarını yönlendiren bir dizi ahlaksal öncüleri vardır. Kişi; eğitim düzeyi, sosyoekonomik durumu, vb. özellikleri ne olursa olsun bu öncülere göre yaşamını düzenler. Doğa ya da toplum yaşamı,  bu alanda herkesi, şu ya da bu bilimin sonuçları beklenmeksizin, bir ahlak tasarımları koduyla, pratik yaşamın ayrıntılarına uygulanabilen bir takım ilkeler uyarınca davranabilme yetisiyle donatmıştır. Buna karşılık etik, ahlakın felsefe açısından incelenmesine yönelik, eleştirel bir soruşturma düzlemine karşılık gelmektedir. Ahlak pratik alana yönelik bir uygulama iken, etik daha çok kuramsal etkinliğe işaret eder.

3.2- ETıK KURAMLARI VE ÇEVRE

3.2.1- Üstetik(meta-etik)

Üstetik; ahlaki, etiği oluşturan kural ve ilkelerin köken olarak nereden geldiklerini açıklığa kavuşturmaya çalışırlar. Doğru ve yanlışla ilgili inançların nasıl temellendirileceğini araştırır.

3.2.2- Düzgükoyucu (normatif) etik

�Zor durumdaki kişinin ailesini geçindirmesi için hırsızlık yapması� veya �aynı odada kalan arkadaşının arabasını ödünç almak� gibi pratik sorular karşısında doğru ile yanlış davranışları keskin bir biçimde birbiriden ayıracak ölçütler belirlemeye çalışır. Doğru eylemleri, yanlış eylemlerden ayırmak için kurallar ya da ilkeler koyar.

3.3.3- Erdemlilik (Karakter etiği)

Etik kavramını bireyler bazında ele alır. Davranışların sonuçlarından çok, o davranışın karakter gelişimine etkilerini inceler. Önemli olan erdemli, faziletli bir birey olabilmektir. Gandhi, Rahibe Teresa erdemli kişiye örnek olarak verilebilir.

3.3.4- Uygulamalı etik

Diğer etik kurallarına göre daha yeni bir kavramdır. Hayvan hakları, kürtaj, çevre sorunları, idam cezası, intihar, ötenazi gibi üzerinde sıcak tartışmaların olduğu güncel sorunlara odaklanarak; üstetik ile normatif etiğin sunduğu kavramsal araçlar yardımıyla bahsi edilen sorunlara yönelik çözüm önerileri oluşturmaya çalışır.
Uygulamalı bir etik olarak çevre etiği de, geleneksel etik kuramlarının ilkelerini, onları ortaya atan filozofların ya da bilgilerin zamanında olmayan ya da onların düşünemedikleri çevre durumlarını uygulamaya çalışmalarından ibarettir.

Gereksinimlerimiz →   Besin + Su + Barınak,
Beklentilerimiz      →   Yaşam kalitesini yükseltmek,
şahsi çıkarlarımız  →   Gereksinim fazlasını istemek,

Çevre etiğinin görevi, insanların hem kendilerinin, hem de daha sonraki kuşakların iyilik ve selameti için doğayı bir �malzeme deposu� olarak vazgeçmelerini sağlayarak, doğaya kadar şimdiye kadar gösterilenden farklı bir tavır geliştirmektir.

Çevre etiğinin genel özellikleri:
�    Spritüel değerlerin ve değişik dinlerin genel özelliklerini taşıyan kültürel bir olgudur,
�    Kalkınma ile çevre koruma faaliyetlerinin bir dengeye oturtturularak uzun dönemli koruma-kullanma dengelerinin oluşturulması için temel teşkil eder,
�    Doğal kaynakların �sürdürülebilir� kullanımı ile gelecek nesillerinde haklarını korumayı hedefler,
�    Değişik bakış açıların birbiri ile karşılaştırmalı olarak dikkate alınması ve bu doğrultuda etik ilkelerin belirlenmesi esastır,
�    Adalet ve eşitlik ilkelerine dayanır,
�    ınsan-insan, insan-toplum ve insan-doğa ilişkilerini düzenler

3.3- ÇEVRE ETığı YAKLAşIMLARI

3.3.1- ınsan-merkezli (Antroposentrik) Yaklaşımlar

    ınsan-merkezli görüş, insanın kendini �doğanın efendisi� olarak görmesi temeline dayanır. ınsan-merkezcilik, etik ilkelerin ancak insanlar için söz konusu olabileceğini, insanın gereksinim ve çıkarlarının en yüksek ve hatta özel bir değer ve öneme sahip olduğunu iddia eden görüştür. Diğer varlıların ise, özsel(özsel değer: sağladığı herhangi bir yarar ya da işlevden bağımsız olarak, kendi başına değerli) bir değeri yoktur. Onlar sadece insanların kendi çıkarı ve iyiliği için kullanılabilecek araçlardır. Bu görüşe göre, cansız varlıklara ve doğaya karşı doğrudan bir sorumluluğumuz yoktur. En önemli savunucularından biri Aristoteles�tir.

3.3.2- Çevre-merkezli(ekosentrik) yaklaşımlar

ınsan-merkezli görüşün oluşturduğu çevre krizinin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak üzere, bu görüşe karşıt olarak ortaya çıkan çevre-merkezli yaklaşım; insanı doğanın efendisi değil, ekosistemin bir parçası olarak görür. ınsan evresel olarak akıl, vicdan öznellik gibi özellikleriyle diğer türlerden ayrılsa da, bütün canlılarda ortak bir kökenden gelmektedir ve ekosistemi oluşturan halkalardan bir tanesidir.
Ayrıca, çevre-merkezli anlayışta gelecek kuşaklarında çıkarlarının göz önünde tutulması hedeflenmektedir. Gelecek kuşaklara sorumluluk; Bruntland�ın �Ortak Geleceğimiz� raporunda savunulan sürdürülebilir kalkınma konseptinin ahlaki dayanağını oluşturur. Buna göre; yenilenemeyen enerji kaynakları dikkatli kullanılmazsa, doğal kaynaklar hızla tüketilir, biyoçeşitlilik azalır, global ısınma artmaya devam ederse; gelecek kuşakların hakları şimdiden ellerinden alınmış olur. Öyleyse bu tür davranışlara neden olacak eylemlerden kaçınılmalıdır.
�sürdürülebilir kalkınma� kavramının gelecek kuşaklar açısından etik ilkeleri şu şekilde özetlenebilir;
1.    ınsan yaşamının kalitesi arttırılmalıdır,
2.    Dünyadaki biyoçeşitliliğin korunması sağlanmalıdır,
3.    Yenilenemeyen enerji kaynaklarının kullanımı minimumda tutulmalıdır,
4.    Dünyanın taşıma kapasitesinin aşılmaması için her türlü önlem alınmalıdır,
5.    Çevre etiği kavramının uygulanması için uygun davranış kalıpları geliştirilmelidir.

3.3.2.1- Canlı-merkezli (Biosentrik) etik


Canlı-merkezli etik; canlı varlıkların değeri, önemi ve bu doğrultuda hakları bulunduğu görüşüne dayanmaktadır. Çevre-merkezci görüş doğadaki canlı, cansız tüm nesnel özsel bir değer yüklerken, canlı-merkezci etikte sadece canlı varlıklara bu değer yüklenmekte ve ona göre ilkeler oluşturulmaktadır.
Aldo leopold �yeryüzü etiği� yaklaşımı ile �çevre etiği�nin temellerini atmıştır. Bu bakış açısı ile bireyler kendilerini yeryüzünün hakimi olarak görmek yerine artık onun bir üyesi, bir parçası olarak görmek durumundadırlar.
Yine canlı-merkezci etik başlığı altında incelenmesi gereken bir konuda Schweitzer�in �Yaşama Saygı Etiği�dir. Schweitzer, etiğin sürekli bir evrim içinde olduğunu ve ahlaksal topluluğun sınırlarının genişlediğini savunur. Ona göre; �iyiliğin özü� şudur: Yaşamı koru, geliştir ve yaşamın en yüksek olanaklarının gerçekleştirilmesine yardım et. Kötülüğün özü ise şudur: yaşamı yık, yaşama zarar ver, yaşamın gelişmesine engel ol.�
�Yaşama saygı etiği� insan-merkezci değer anlayışını reddeder. Değerli ya da değersiz, yüksek ya da alçak yaşamlar arasında bir ayrım yapmaz. Etik bir insan için, bütün yaşamın kutsal olduğunun savunur.


3.3.3.2- Derin Ekoloji

    Naess�e göre, çevre sorunları gelişmiş ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda ürettikleri yüzeysel ve kısa vadeli çözümlerle aşılamaz. Sorunların derinliğine incelenip, köklü, kalıcı çözümler üretilmesi gerekir.

Naess�in oluşturduğu derin ekoloji ilkeleri şunlardır:
1.    Doğadaki çeşitlilik, kendi kendisi için bir değer taşır,
2.    Değeri, insan değeri olarak görmek ırkçı bir önyargı ifadesidir,
3.    Bitki türleri korunmalıdır, çünkü onların değerleri özlerindedir,
4.    Kirlenmeyi durdurmak, ekonomik gelişmeden daha önce gelmelidir,
5.    Dünya nüfusundaki artış, ekosistemi tehdit etmektedir ama endüstriyel ve gelişmiş devletlerin nüfusu ve davranışları daha tehlikelidir,
6.    �Kaynak� tüm yaşam için kaynaktır,
7.    ınsanlar aşırı gelişmiş milletlerin yaşam standartlarının düşmesine değil, genel yaşam niteliğinin düşmesine razı olmamalıdır,
8.    Yukarıda ifade edilen noktaları kabul edenler, gerekli olan değişiklikleri gerçekleştirmeye çalışmakla doğrudan ve dolaylı olarak yükümlüdürler,

3.4- �ÇEVRE ETığı�NıN TARıHSEL GELışıMıNE BAKIş

    
    ılkel toplumlarda, insanlar kendilerini çevrenin doğal bir parçası kabul ederek, doğanın kendini yenileme kapasitesi sınırları içinde, davranış kalıpları geliştirmişlerdir. Böylece doğa ile uyumlu bir yaşam söz konusuydu. ılk devirlerde, avcı ve toplayıcı olarak yaşayan insanın doğayla ilişkisi, 12,000 yıl önce tarımsal üretimin başlaması yani yerleşik düzene geçişle değişmeye başlamıştır. Fakat yine de bu devirdeki üretim ve tüketim alışkanlıkları ile doğanın taşıma kapasitesi aşılmamaktaydı. Fakat sanayi devrimi ile birlikte, hassas bir dengeye sahip olan insan-doğa ilişkisi olumsuz yönde etkilenmeye başladı. Sanayileştirmeyi hızlandıran; Bacon, Descartes ve Newton�un fikir babası oldukları paradigma; doğanın insanlara refah içinde yaşamaları için sunulmuş bir nimet olduğu ve insanların onu sınırsızca tüketme hakkı bulunduğunu savunuyordu. ışte bu yeni paradigma ile çevre krizinin temelleri atılıyordu. Doğa kendi kendini yenileme kapasitesinin üstünde kullanılmaya başlandı.
    Özellikle, 20. Yüzyılda hızlı teknolojik gelişmeyle birlikte, nüfus artışının, kentleşmenin ve sanayileşmenin doğa üzerindeki baskısı tehlikeli boyutlara varmış; yüzyılın sonuna doğru ise, toplumlar çevreleri ile olan ilişkilerinde kaynaklanan bir dizi sorunla karşı karşıya bulunduklarının farkına varmaya başlamışlarıdır. O tarihlere değin, kendini evrenin sahibi sayan insanoğlu, doğa ile uzlaşmanın kaçınılmaz olduğunu öğrenmek zorunda kalmıştır. Doğa ile uzlaşmanın ancak davranış kalıpların değiştirilmesi ile mümkündür. Bireylerde çevre etiğinin oluşturulmasını, ve buna çevreye duyarlı davranışa gidilmesini sağlamak için en etkili yol �çevre eğitimi�dir.

    Yahudi-hıristiyan geleneğine göre; insan tanrının yeryüzündeki yansımasıdır ve tanrı doğayı insan için yaratmıştır. ınsan doğanın fatihidir. Ne doğaya karşı ne de gelecek nesillerle karşı; doğayı korumak adına bir sorumluluğu yoktur. Sadece ve sadece tanrıya ve kendine karşı sorumludur. Bu görüşte insan merkezcilik, kendini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

    ıslami inanışta çevreyi korumanın önemi; �doğadaki bütün canlı ve cansız varlıkların Allah tarafından yaratıldığı ve her birinin bir yaratılış amacı olduğu� görüşü ile açıklanır. ıslam�a göre, insanlar Allah�ın yeryüzündeki halifeleridir. Birlik, emanet ve sorumluluk ıslam�ın üç temel kavramıdır.

    Greko-romen geleneğinde; ruhun, insandan hayvana ve hayvandan insana geçtiği fikri yaygın olmasına rağmen insan-merkezlidir. Aynı insanın bedeni ve ruhu arasında bir ayrım yapılarak, bedenin ölümlü, ruhun ise ölümsüz olduğu varsayılır.

    Gaia hipotezine göre ise, bireysel varlıklar ve türler, sahip olduğumuz hücre ve organlar gibi, doğanın parçalarını oluşturmaktadır. Dünyadaki tüm yaşam biçimleri, -insan vücudunda olduğu gibi- optimum düzeyde doğanın sürdürebilirliğin sağlayacak şekilde birbirleriyle işbirliği yapmaktadırlar. Dünya bütünüyle tek bir organizma kabul edilir ve bu organizmanın her bir parçası eşit değere sahiptir.

    






3.5- ÇEVRE ETığı UYGULAMALARINDA BıREYSEL GÖREVLERıMıZ

    
    ınsanların gereksinim ve beklentilerini sağlayabilecek ana kaynak doğadır. Eğer birey, kendisini bir sistem bütünlüğü içerisinde var olabileceğini kavrar ve onun içindeki yerini görebilirse, �bilinç� denilen duruma ulaşmış olur.

Bilgi + Deneyim + Duyarlılık ==>              Biçimlenme


        Davranış   <==      ılkerleri belirleme <== Sorumluluk

3.6- TÜRKıYE�DEKı UYGULAMALAR


    Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede de, çevre duyarlılığının, gelişmiş ülkeler düzeyinde olduğu ortaya konmuştur. Aslında, her ne kadar 1993 yılında Dunlap tarafından yapılan bir araştırmada, Türkiye, çevre duyarlılığı açısından, gelişmekte olan ülkeler arasında alt sıralarda yer almış olsalar da, Furman�ın 1995 yılında yatığı ve 1998 yılında yayınlanan çalışmasında, ekolojik bakış açısından oldukça iyi bir düzeyde olduğu belirlenmiştir.

    3.7- SONUÇLAR VE ÖNERıLER


    Değişik kültür ve dinleri ile şekillenen çevre etiği;
�    Gelişme politikaları oluşturulurken mutlaka dikkate alınmalıdır.
�    Çevre ile doğrudan veya dolaylı ilgili üniversitelerin müfredatında � çevre etiği� ile ilgili dersler mutlaka yer almalıdır.
�    Benzer şekilde ilkokulların ve liselerin müfredatında çevre bilincini geliştiren dersler yer almalı, bu konuda eğiticilerin eğitimine önem verilmelidir.
�    Kamuoyunda �çevre etiği� bilinci oluşturmak için kitle iletişim araçları etkin bir biçimde kullanılmalıdır.
�    Dinle ilgili kuruluşlar da, kendi bağlamları kapsamında toplumda �çevre etiği�nin yerleşmesi konusunda çalışmalar yapılmalıdır.
�    





Etiketler: çevre etiği,  ekoloji,  ekosentrik,  normatik,  üstetik,  ,  

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  •   # Yorum Yaz #

    isim :

    Yorum :
    (Max. 400 Karakter)

     
       

    Efendy Bloğa Teşekkürler